Yayınlar
GENE “MÜBADELE” ÜZERİNE
Mihri Belli
24 Aralık tarihli “Radikal”’in Kitap ekinde Mehmet Ali Göraçtı’nın
“Mübadele’ye Mihri Belli Bakışı” başlıklı yazısı yayınlandı. Değerli bir
inceleme. Ama gene de bir iki noktaya değinmeden geçmiyelim. Benim yüksek
lisans (Masters) aldığım üniversite Missouri Üniversitesidir, Mississippi
değil.
İncelemenin sonunda tezin yazarını hedef alan bir eleştiri var.Üzerinde de
kısaca duralım. Şöyle deniyor: “Bu tez.... şüphesiz ki bir boşluğu
dolduduruyor.Ancak konuyu ele alırken yapılan modelleme dolayısıyla cuhuriyet
öncesi dönemin derinlik içermeyen bir bakış açısıyla değerlendirilimesi sonucu
neredeyse olan biten herşeyin faturasını Osmanlı dönemine çıkarılması ise bu
kitabın en tartışmalı yanını oluşturuyor.”
Yazarın eleştirisi tüm haksız sayılmaz. Kendisini bu yargıya vardıran cümleler
buraya alıyorum: “....Rum azınlığın yabancı eperyalist işgalcilerin ajanlığını
yapmak gibi alçakca bir rol üstlendiği doğrudur. Fakat bunu yıllarca baskı
altında tutan teokratik emperyal Osmanlı İmparatorluğuna karşı duydukları
nefretin yarattığı umutsuzluk içinde yapmışlardır. Türk ihtilali de işte ayni
kötülük kaynağına karşı yapılmıştır. Rum azılığın, o zaman olduğu gibi bugün
de, Türkiyenin ilerici güçleriyle çıkarları paraleldir. “
Bu satırları yazan şahıs 24 yaşındadır. 1936’dan beri, ömrünün son dört yılını
yurt dışında geçirmiştir. Vatan hasreti nedir bilir. Sosyalist literatürün
belli başlı yapıtlarını okumuştur ama, Türk tarihi bilgisi lisede
öğretilenlerle sınırlıdır.Bu havada olan bir kimseden “derinliği olan” kusursuz
bir değerlendirme beklemek aşırı iyimserlik olmuyor mu? Ayni konuyu bugün
yazsaydım herhalde Enkizisyonu tanımamış olan Saint Bartelemy gecelerini
yaşamamış bulunan Osmanlı toplumunu Batı ile kıyaslarken bu farka işaret
etmeden geçmezdim. Bu satırları gözden geçirmeyi düşünmedim değil. Ama doğru
hareketin, tezi olduğu gibi bırakmak olduğuna karar verdim.
Bununla birlikte söz konusu tezin yazarı, “Önsöz”, “Tarihsel Arka Plan” ve
“Sonuç” bölümlerinde açıklandığı gibi, Osmanlı toplumunda, Orta Çağ
Avrupasından farklı olarak, resmi din dışındaki dinler için bir hoşgörünün
egemen olduğunu ve bu yüzden gelişen bujuvazinin büyük kesiminin
gayri-müslimlerden oluştuğunu yani köylülük kitlesiyle ayrı dinden olduğunu ve
anti-feodal ittifakın kurulmasının bu yüzden zorlaştığını görebilecek kadar
empoze edilen kalıplar dışında düşünme yeteneğine sahip bulunuyor.
Tezde Osmanlı toplumunun niçin bir burjuva demokratik devrimi, demokratik
devrimler çağında yapamadığı sorusuna yanıt ararken savunulan baslıca görüş
budur. Gökaçtı’nın bu konuya hiç değinmemiş olmasını bir eksiklik
sayıyoruz.Tartışmamız gereken başlıca konu bu olmalıydı.
26 Aralık 2004
"Mübadele Tezi" 65 Yıl Sonra Kitap Oldu
Kaynak : Beyoğlu Gazetesi / Celal BAŞLANGIÇ
Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sefer Güvenç, yazar Mihri Belli'yi
arıyor telefonla; "Sizin mübadele üzerine İngilizce bir çalışmanız var.
Yunanlılarda bu konuyu işleyen çok. Türk olarak bir tek siz varsınız. Biz
İngilizce metni Türkçe'ye çevirtmek istiyoruz ve bir önsöz yazmanızı. Bunun
için sizin onayınızı almak istiyoruz."
Önce kendisinden tezin bir nüshasını istediklerini sanıyor Belli. Ama elinde
söz konusu tez yok. "Kim bilir hangi polis baskınında alıp götürülmüştü" diye
düşünerek yanıtlıyor Güvenç'i:
"Bende tez yok."
"Bizde var" diyor Güvenç, "Size de bir kopyasını sunacağız.
Güvenç, Belli ile buluştuklarında tezinin bir örneğini veriyor. Böylece 1940'ta
yazdığı teze yıllar sonra kavuşmuş oluyor Belli.
Kitaba kaynak olan tezin adı "Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi/Ekonomik
Açıdan Bir Bakış."
Güvenç tezi ortaya çıkararak nasıl bir işlevi de yerine getirdiklerini
aktarıyor:
"Mihri Belli'nin, Mübadele üzerine tezinin Missouri Üniversitesi'nde olduğunu
öğrendik. Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) doktora yapan bir öğrenciyi
üniversitenin kütüphanesine gönderdik. 1940'da verilmiş tez orada duruyordu.
Yunanistan tarafında mübadele ile ilgili çalışmalar 1930'lu yıllarda başlıyor.
Türkiye tarafında ise son zamanlara kadar yapılmış ciddi bir çalışma yoktu. Bu
açıdan Mihri Belli'nin tezi bir ilk özelliği taşıyor.
Yunanistan tarafında çalışmalar erken başlamış ama yakın zamana kadar onlarınki
de tek yanlıydı. İki yanlı bakmıyorlardı meseleye. Yalnızca 'Küçük Asya
felaketi' olarak vardı kafalarında. Oysa mübadele iki yanlı bir olaydı. Lozan
Mübadilleri Vakfı meselenin iki yanlı olduğunu Yunan tarafına da anlatmayı
sürdürüyor. Bakışlarını mümkün olduğunca değiştiriyoruz."
Vakfın Başkan Yardımcısı Müfide Pekin'in Türkçe'ye çevirdiği tezin ilk
bölümünde Rumların Türkiye'den göçünün 1912 Balkan Savaşı'yla başladığı ve bu
tarihten sora sürekli olarak yaşandığının altı çiziliyor.
Göç, ilk olarak 1914-1915 yıllarında Jön Türklerin Ege kıyılarını askeri
nedenlerle Türkleştirme politikasının bir sonucu olarak en üst noktasına
ulaşmış, daha sonra 1922-23'de, Yunan ordularının Anadolu'da felaketle
sonuçlanan yenilgileri sonunda bir kez daha çok büyük boyutlarda yaşanmış.
Terk ettikleri ülkenin ekonomik yaşamında önemli bir rol oynayan Rumları Mihri
Belli, "Mallarının büyük bir bölümünü geride bırakarak muzaffer bir ordunun
önünden kaçmaya çalışan insanlardı" diye anlatıyor.
Belli'ye göre, Türkiye ile Yunanistan hükümetleri arasında imzalanan zorunlu
nüfus mübadelesi anlaşmasından önce 1912-1913 yıllarında Türkiye'den göç eden
Rumların sayısı yaklaşık olarak 1 milyon 100 bin kişi. Lozan Anlaşması
öncesinde Yunanistan'dan 1912'deki Balkan Savaşı sonrasında Türkiye'ye göç eden
Müslüman Türkler 10 bin dolayında. Gelenlerin büyük çoğunluğu memurlar, çeşitli
meslek erbabı ve toprak sahibi kişiler. 1914 yılında yaklaşık 115 bin Müslüman
Türk'ün Yunanistan'dan ayrıldığı tahmin ediliyor.
1922'den sonra Türkiye'den Yunanistan'a göçen Rumların sayısı yaklaşık 1 milyon
70 bin. O sıralarda Yunanistan nüfusunun yaklaşık 6 milyon olduğu düşünülürse,
bunun ülkede nasıl bir çalkantıya yol açtığı ortaya çıkar.
Mübadele Anlaşması'ndan sonra Yunanistan'dan Türkiye'ye gelen Müslüman Türk
sayısı da 389 bin. Türkiye'nin nüfusu o yıllarda 14 milyon dolayında.
İki tarafın insanları da sancılı bir süreç yaşar. Mübadele işini yürütmek için
bir karma komisyon kurulur. Ancak bu sorunları çözmede etkisiz kalır.
Anlaşmaya göre Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk
uyruklularla Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklular
"mübadeleye tabi olacak ahali"ydi. Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları bu
sözleşmenin dışında bırakılmıştı.
Mübadelenin ana kriteri, ne ırk ne de dildi. Sadece dindi. Gerisini Mihri Belli
aktarıyor:
"Batı Trakya'da yaşayan Müslümanların büyük bölümü sadece Yunanca
konuşmaktaydı, buna karşılık Anadolu'da yaşayan birçok Rum için de Yunanca bir
yabancı dildi. Irka dayalı bir kriter koymak da aynı derecede anlamsız ve
uygunsuz olurdu.
Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye'deki azınlıkların mübadelesi üzerine yaptığı
(biraz Yunan milli şovenizminin kokusu sinmiş de olsa yine de olağanüstü bir
kitap olan) kapsamlı çalışmasında, Stephen P. Ladas şöyle demektedir:
'Yunanistan'da Müslüman nüfusun oldukça büyük bir kesimi Yunanca konuşmakta
olup bunların Anadolu'nun bağrındaki Müslümanlarla ortak bir yanı yoktur. Öte
yandan, Anadolu'nun birçok yöresinde yaşayan Rumlar, Türkçe konuşmaktaydı ve
hiçbir şekilde tek bir ırka mensup değillerdi.'
Yazarın kendisi de, daha sonra Müslüman dininden Yunan uyrukluların
yerleştirildiği, Türkiye'de bir küçük kasabada, nüfusun büyük çoğunluğunu Türk
uyruklu Rum Ortodoksların oluşturduğu dönemde doğup yetişmişti. Bu kasabada
mübadeleden önce muhtarlık seçimleri için propaganda kampanyası Türkçe
yürütülüyordu. Mübadeleden sonra bu kampanyalarda Yunanca konuşulması
zorunluluk haline geldi, çünkü artık dinleyenlerin büyük çoğunluğu Türkçe
bilmiyordu.
Ne var ki, mübadelenin esas nedenlerinin dinsel hoşgörüsüzlük olduğunu söylemek
büyük bir yanılgı olacaktır. Ayrım kriteri olarak din kullanılmış olsa da,
mübadeleye yol açan esas neden, her iki ülkede de var olan milli, şoven
uzlaşmaz çelişkilerdir."
Belli'nin tezine göre göçün örgütlenmesi düzenli ve yeterli olmaktan çok
uzaktı. Yunanistan'da hali hazırda çok büyük sayıda göçmen bulunduğundan,
bunlara yer açılması amacıyla Türk azınlığı yola çıkarma işlemlerine hız
verildi. Ayrılanların yerine yeni gelenleri yerleştirme yöntemi hemen
uygulamaya sokulmadı. Birçok yerde haksız uygulamalar yapıldı. Gidecek olanlar
boşaltma tarihinden önce evlerinden çıkartıldılar. Türk tarafında da işler pek
parlak yürümüyordu. Rumların ayrılması aceleye getirildi yada ertelendi.
Anadolu'dan ayrılmak üzere limanlara yığılan sayısız Rum, o tarihte artık
mallarına el konulmuş olan köylerine geri dönmeye zorlandılar.
Limanlarda tahliye gemilerine binmek için uzun bekleyişler oluyordu, gemiler
gecikiyordu. Mübadillerden şansı yaver gidenler bazı kamu binalarında ve
çadırlarda barınma imkanı buldular. Yola koyulanlar açlıkla, soğukla ve
hastalıkla savaşmak zorunda kalıyordu.
Tezinin sonuç bölümünde Belli öncelikle "Herhangi bir nüfus göçü projesinin,
göçe maruz bırakılan insanların mülkiyet hakkını çiğnemeden yürütülmesinin
mümkün olmadığını açıkça ortaya koymuştur" saptamasını yapıyor.
Belli'nin tezinde zorunlu göçün getirdiği iki önemli ekonomik sonuç da yer
alıyor.
Birincisi Mübadelenin değiş tokuş edilen kişiler üzerinde doğrudan etkisi
olmuştur. Bu kişiler çok büyük sıkıntılar çekmişlerdir.
İkincisi, mübadele söz konusu olan her iki ülkede çoğunluğu teşkil eden nüfus
üzerinde de etkili olmuştur. Bu etkinin iki yönü vardır. Bunların birincisi
göçün kendisinin ve göçmen iskanının maliyetinin tüm halk tarafından kolektif
olarak yüklenilmiş olmasıdır. Diğeri ise göçün söz konusu her iki ülkede de
ekonomik uyum sorunları yaratmış olmasıdır.
Türkiye mübadeleyle çok önemli bir ekonomik gücü elinde tutan nüfusun bir
bölümünü kaybetmiştir. Bunun gözle görülür sonuçlarından biri, Anadolu'nun ve
Trakya'nın her yerinde göze çarpan, her biri bir zamanlar zengin ticaret
merkezleri olan hayalet şehir ve kasabalardır.
Yunanistan'da şehirlerde, kentli nüfusun üretkenliğini aşağıya çeken bir nüfus
patlamasıyla karşı karşıya kalmıştır. Yunanistan'da göçmenlerin şehirlere
akmasıyla varoşların giderek yayılması, mübadelenin çirkin yüzlü sonuçlarından
bir diğeridir.
Mihri Belli'nin tezinden kaynaklanan kitabın ortaya çıkardığı iki önemli gerçek
var. Birincisi 40'lı yıllarda, hiç kimsenin Türkiye'de tartışma gereği bile
duymadığı konuyu Mihri Belli'nin ABD'deki bir üniversitede tez çalışmasına
dönüştürmesi ve o tarihlerdeki görüşlerinin bu güne taşınan sağlam unsurlar
içermesi.
İkincisi de Lozan Mübadilleri Vakfı'nın, 65 yıldır unutulmuş bu tezi ABD'deki
üniversitenin mikrofilm arşivinden bulup gün ışığına çıkartması.
İnsanların ve toplumların belleği sıcağı sıcağına yaşanan günlerde 'nisyan ile
malul' sanılabilir. Ama yaşamın ve tarihin belleği asla unutmuyor.