Yücel Gürsel-19-23 Nisan 2019 Yunanistan Gezisine İlişkin İzlenimler

MUSTAFA KEMAL’İN YURDUNDA… 

Birinci Gün (20 Nisan 2019, Cumartesi)

19 Nisan 2019 akşamı İstanbul ve İzmir’den hareket eden, LMV gezginlerini taşıyan iki otobüs sabahın erken bir saatinde Keşan’da buluştular. Bazı yolcuların otobüsler arasında yer değiştirmelerinin ardından, İpsala Sınır Kapısına doğru yola devam edildi. Sabah ayazında gerçekleşen İpsala Sınır Kapısındaki çıkış işlemlerinin bitiminde, Egnatia Otoyolu üzerinde yaklaşık bir saat yol alınarak Gümülcine’nin Çepelli (Mischos) adlı Türk köyüne varılarak burada sabah kahvaltısı yapıldı. Yeniden yola çıkıldığında, İskeçe (Ksanti) kenti yolun sağ tarafında bırakılarak kısa bir sürede Mübadele bölgesini ve Batı Trakya ile Makedonya’yı ayıran Karasu Nehri (R. Nestos) batı yönünde geçildi. Pravişte (Eleutheroupoli) Mübadele coğrafyasındaki ilk durağımız oldu. Batıya doğru süren yolculuğumuz, Volvi (Beşik) ve Koronea (Ayvasil) göllerinin kuzey kıyısı boyunca sürdü. Koronea Gölü hizasından geçerken, güney yönünde yükselen ve Ege Denizi’ne bakan güney yamaçlarında Selanik kentini barındıran Hortaç Dağı’nın (Mt. Chortiatis) dorukları izlendi. Langada (Langada) yakınlarından geçilerek Selanik kentine varıldı. Burada önce Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ev ziyaret edildi. Ardından, otobüsle yapılan bir kent turu ile Selanik’in Roma ve Osmanlı dönemlerinden kalan önemli mimari yapılar görüldü. Selanik’ten ilk geceki durağımız olan Giannitsa’ya (Vardar Yenice) gidilerek Pella Oteli’ne giriş yapıldı. Kısa bir odaya yerleşme süresinin ardından, uzun bir yolculuğun ardından hala enerjisi kalanlar LMV Korosu’nun Giannitsa yakınlarındaki Neos Milotopos Köyü’nde vereceği konseri izlemek üzere otobüsle yola çıktılar. Neos Milotopos’un kültürel etkinliklerinin yapıldığı dernek binasına ulaştığımızda, bizleri köyün yerlileri ve konser sıralarını bekleyen LMV Korosu üyeleri karşıladı. Köyün en belirgin özelliği, Karamanlı kökenli olmaları nedeniyle, ikinci kuşak mübadillerin dahi iletişim kurulabilir düzeyde Türkçe konuşmalarıydı. Konserin verildiği salona girdiğimizde köyün bayanlar korosunun konseri sürmekteydi. Salonda bulunan boş sandalyelere oturularak konserin son bölümü izlendi. Ardından, LMV Yönetim Kurulu Başkanı Arif Ümit İşler’in LMV ile Neos Milotopos Köyü halkı arasındaki geçmişe dayanan yakın ilişkileri vurgulayan açış konuşmasıyla LMV Korosu konserine geçildi. Her iki toplum tarafından sevilen eserlerin başarıyla yorumlanması, konser salonundaki enerjiyi giderek artırdı ve izleyiciler ile yorumcular arasında sıcak bir bağ kuruldu. Bu iletişim ortamı etkinlik boyunca sürdü ve konser gayet sıcak bir hava içinde sona erdi. Konserin ardından köy sakinlerince hazırlanan, aralarında Anadolu’ya özgü lezzetlerin de yer aldığı, açık büfe yemeğe geçildi. Bu sırada, LMV gezginleri ile köy sakinleri tanışma ve sohbet etme fırsatı buldular. Yorgun ama mutlu, dinlenmek üzere Giannitsa’daki otele dönüldü.

 

İkinci Gün (21 Nisan 2019, Pazar)

Kahvaltının ardından Giannitsa’dan (Vardar Yenice) ayrılarak, 1928-1936 yılları arasında kurutulan ve elde edilen toprakları Anadolu’dan gelen göçmenlere dağıtılan eski Yenice Gölü arazisi boyunca güneye doğru yol aldık. XX. yüzyıl başlarında, bu göl ve çevresindeki bataklığın ciddi bir sıtma kaynağı olması nedeniyle, sıtma, göl çevresindeki yerleşimlerde ve Vardar Yenice’de yaşayanlar için ciddi bir halk sağlığı sorunu olmuş. Kent sakinlerinden fırsat bulabilenler, sıtmadan kaçabilmek amacıyla Selanik’e göçmüşler. Gölde balıkçılık ile geçinenler, kamış ve kargılardan yaptıkları basit kulübelerde barınmışlar. Göl içindeki bu basit barınaklar, dönemin kolluk kuvvetlerinin denetim alanı dışında kaldığından bir dönem Osmanlı’ya karşı direnen Bulgar komitacıları tarafından da kullanılmış. Ardından, Egnatia Otoyolu üzerinde doğudan batıya Vardar Ovası’nı geçtik. Ovanın bitiminde, yolun sağ tarafında Ağustos Dağları’nın (Mt. Vermio) doğu yamacında yer alan Veroia’yı (Karaferye) gördük. Kuzeyden güneye doğru uzanan ve üzerinde sırasıyla Edessa (Vodina), Naoussa (Ağustos), Veroia (Karaferye) ve daha güneyde Olimpos Dağı’nı (Mt. Olympos) barındıran dağ sırasını bir dizi viraj ve tüneller ile geçerek, daha batıda bulunan Sarıgöl – Ptolemaida (Kayalar) ovasına ulaştık. Kozani yakınlarında otoyoldan ayrılarak, kuzeye doğru yöneldik. Üzerinde yol aldığımız ovanın kömür (linyit) yatakları bakımından zengin olması nedeniyle, bu güzergâhta çalışır durumda çok sayıda termik santral olduğunu öğrendik. Kömür çıkarmak amacıyla, topoğrafyanın insan eliyle nasıl değiştirilmekte olduğuna tanık olduk. Aynı gerekçeyle, Ağustos Dağlarının batı yamaçlarında geçmişte var olan, aralarında Bektaşi Cuma Tekkesi’nin de yer aldığı, çok sayıda Osmanlı dönemi yerleşiminin ortadan kaldırıldığını öğrendik. Koyu sarı renkleriyle yol boyunca ovayı canlandıran kanola tarlalarını izledik. Rahat bir yolculuğun ardından, güneşli ve sakin bir havada Kastoria (Kesriye) Gölü kıyılarına vardık. Adı “kunduzların yaşadığı yer” anlamına gelen Kastoria kentinin genel görünümünü izledikten sonra, Osmanlı döneminden kalan mimari eserleri bulmak amacıyla, eski kent yerleşiminin bulunduğu kale içine doğru yürüyüşe geçtik. Önce, Kesriyeli Defterdar Ahmed Paşa’nın yaptırdığı medreseyi gördük. Eski kent dokusunu koruyan geleneksel evlerin bulunduğu caddede yürüyerek, 1550 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan ve günümüze hayli harap biçimde ulaşabilen Kurşunlu Camii’nin (Sultan Süleyman Camii) yanına geldik. Ardından, göl kıyısındaki sahil yolu izleyerek otobüsün park ettiği meydana döndük. Kastoria’dan hareket edince günün ikinci önemli yerleşimi Ptolemaida’ya (Kayalar) doğru yola çıktık. Mübadele öncesi önemli bir Osmanlı-Türk yerleşimi olan Kayalar’ın (Ptolemaida) geçirdiği mimari dönüşüm sonucunda, geçmişten günümüze kalan anlamlı bir iz olmadığına tanık olduk. Buradaki öğle yemeği molasının ardından, Mübadele öncesi yoğun olarak Türklerin yaşadığı çevre köylerinden, gezi grubumuzun üyelerine köken oluşturanlarına, kısa ziyaretler yaptık. Gezilen köyler arasında Levaia (Eleviş) ve Ayios Vartholomaios (Vartolom) köylerinde ilginç deneyimler yaşandı. Levaia’ya (Eleviş) varışımızda Bursa ve Edirne yörelerinden gelerek buraya yerleştirilen, bizleri “Biz gardaş” gibi dostça sözlerle karşılayan köylüler bulduk. İlk karşılaşmayla başlayan sıcak söyleşiye köy kahvesinde devam edildi. Kahvede bulunanların da katılımıyla, söyleşi halkası genişledi ve farklı dillerde, kısa, ancak yoğun diyaloglar yaşandı. Köylülerle çekilen bir anı fotoğrafının ardından, sıcak bir karşılaşmanın olumlu duygularıyla köyden ayrıldık. Akşama doğru Florina’ya bağlı Ayios Vartholomaios (Vartolom) köyüne varıldı. Köy kahvesi önünde duran otobüsümüzü Trabzon’dan göç eden 93 yaşındaki bir kemençe ustası karşıladı. İlk selamlaşmanın ardından, sandalyesine oturup kemençesini eline aldı ve kıvrak bir biçimde “Konyalım Yürü” şarkısını çalmaya başladı. Bunu diğer Karadeniz ezgileri izledi. Önce çevredeki köylüler, ardından gezi grubumuzun üyeleri, kemençenin çevresinde giderek genişleyen dans halkasına katıldılar. Müziğin kaynaştırıcı etkisiyle, kendiliğinden ortaya çıkan bir dostluk çemberi oluştu. Kısıtlı zamana karşın, köylülerle kısa söyleşiler yapıldı. Yine dostça bir atmosfer içinde köyden ayrılarak Florina’nın yolu tutuldu. Yolda, günün son ışıklarıyla al-pembe bir renge bürünen, Yunanistan-Kuzey Makedonya sınırını oluşturan, Kaymakçalan Dağları’nın karla örtülü görkemli dorukları hayranlıkla izlendi.

Florina kenti, tabanından Sakouleva Nehri’nin aktığı, batıdan doğuya uzanan bir vadide, nehrin her iki yakasında kurulmuş. Konakladığımız King Alexander Oteli, vadinin kuzey yamacında hafif bir yükseltinin üzerinde ve kentin kuzey sınırındaydı. Otel, kente kıyasla yüksek konumu nedeniyle, Florina kentinin geneline ve vadinin güneyinde yoğun bir ağaç örtüsüyle kaplı Ayios Panteleimenos tepesine doğru güzel bir manzaraya sahipti. Osmanlı yönetimi döneminde üzerinde küçük baş hayvanlar otlatılan ve Üç Pınar (bu mesire yeri, günümüzde de “Ιτζ Μπουνάρ – Üç Pınar” adıyla anılıyor) adlı bir su kaynağını bulunan çıplak Agios Panteleimonas tepesi, 1936 yılından itibaren ağaçlandırılmaya başlanmış, işgal yıllarında ara verilen çalışmaların savaş sonrası sürdürülmesiyle, günümüzün yoğun bir ormanla kaplı yeşil tepesine ulaşılmış. Otelimize komşu olan semtin sokaklarının; Aydın, Bursa, Kütahya ve Manisa gibi adlar taşıması, burasının Mübadele sonrası oluşmuş bir yerleşim olduğu izlenimi verdi.

 

Üçüncü Gün (22 Nisan 2019, Pazartesi)

Oteldeki sabah kahvaltısının ardından, LMV Genel Sekreteri Sefer Güvenç’in rehberliğinde kent merkezindeki Sakouleva Nehri kıyısında bir keşif yürüyüşü yapıldı. Bu gezide, Florina doğumlu yazar Necati Cumalı’nın doğduğu evin yerini, 1953-1954 yıllarında minare kaidesi dışında tümüyle yıktırılan Gazi Evrenos Bey’in oğlu Yakup Bey tarafından yaptırılan Gazi Yakup Bey Camii’nin minare kaidesini, 1906-1908 yılları arasında Florina Kaymakamlığı yapan Tahsin Uzer tarafından yaptırılan Kız Sanat Mektebi binasını ve zamanında Bektaşi Tekkesi olarak kullanılan binayı gördük. Florina’dan ayrıldıktan sonra, XIV. yüzyılda bölgeyi etkileyen güçlü bir depremden sonra oluşan şelalesi ile ünlü, Edessa (Vodina) kentine gittik. Burada verilen mola sırasında; ulu çınar ağaçlarının süslediği parkı gezme, şelaleyi yakından görme ve doğu yönünde sisler içinde göz alabildiğine uzanan Vardar Ovası’nı izleme fırsatımız oldu. Edessa’nın bulunduğu yükseltiden Vardar Ovası’nın düzlüğüne inilerek, Giannitsa’ya (Vardar Yenice) doğru yola devam edildi. Burada 2006 yılında restore edilen Gazi Evrenos Bey Türbesi ziyaret edildi ve 1754 yılında Evrenosoğlu Şerif Ahmed tarafından yaptırılan Saat Kulesi görüldü. Bu kez güneye doğru yönelerek Selanik’e gidildi ve kısa bir otele yerleşme süresinin ardından, kentin doğusunda, Hortaç Dağı (Mt. Chortiatis) eteklerinde, Kalamaria ile Halkidikya yolu arasındaki ovada yer alan üç eski Türk köyü ve Mübadele sonrası yerleşim gören eski bir çiftlik arazisi ziyaret edildi. Gezi grubu üyelerinden dileyenler Selanik’in yemek ve eğlence semti Ladadika’daki bir restoranda canlı müzik eşliğinde akşam yemeğine katıldılar. Yorucu, ancak doyumlu geçen bir günün ardından dinlenmek üzere Imperial Palace Oteli’ne dönüldü.

 

Dördüncü Gün (23 Nisan 2019, Salı)

Mustafa Kemal’in yurdunda, TBMM’nin açılışının 99. yıldönümünün kıvancıyla başlayan gezimizin son günü sabahında otobüsle bir Selanik turu yapıldı. Bu tur sırasında; Beyaz Kule, Allatini Köşkü, Allatini Un Değirmeni, Galerius Kemeri, Zincirlikule Burcu ve Yedikule Zindanı görüldü. Selanik’ten başlayan dönüş yolculuğunda Koronea (Ayvasil) ve Volvi (Beşik) göllerinin kuzey kıyısı boyunca yol alınarak önce Ege Denizi kıyısına, ardından da Kavala’ya ulaşıldı. Burada verilen öğle yemeği molasında, dileyenler Kavalalı Mehmet Ali Paşa heykelini ve evini gezdiler, grubun diğer üyeleriyse deniz kıyısındaki restoranlarda dinlenmeyi yeğlediler. Kavala çıkışında Nea Karvali’deki Kavala kurabiyesi durağının ardından yola devam edilerek, Mübadele coğrafyasına sınır oluşturan Karasu Nehri (R. Nestos) bu kez doğu yönünde geçildi, Makedonya terk edilerek Batı Trakya topraklarına girildi. Akşam üzerine doğru varılan Gümülcine’de (Komotini) merkezinde yapılan bir keşif yürüyüşünün ardından Çukur Kahve’de kısa bir kahve molası verildi. Otobüsümüzün önüne park ettiği, kültürel etkinliklerin yapıldığı merkeze prova için gelen bayanlar korosu üyeleriyle karşılaşılınca, hep birlikte binadaki konser salonuna geçildi. Kısa bir süre bayanlar korosunun provasının izlenmesinden sonra, gezi grubumuzun üyesi İzmir LMV Korosu eğitmeni Berkant Atılgan’ın piyanosu eşliğinde, İzmir LMV Korosu’nun mevcut üyeleri her iki dilde iki şarkı yorumladılar. Bu sürpriz kısa dinleti salondaki yerel koro üyelerince ilgiyle izlendi. Hava kararırken Gümülcine’den ayrılarak İpsala Sınır Kapısına doğru yola çıkıldı. Gece 22:30 dolaylarında sınır kapısındaki işlemlerin bitmesiyle birlikte Yurdumuza ayak bastık. Keşan’da İstanbul’a dönmekte olan diğer LMV gezi otobüsüyle buluşuldu. Ayrılanlar ile vedalaştıktan sonra, bazı yolcular otobüs değiştirdiler. Yeni günün ilk saatlerinde yollarına devam eden LMV gezginleri, güzel anılarla salimen geri dönmenin mutluluğuyla, sabaha doğru kentlerine ve evlerine kavuştular.